JESDER Başkanı Ufuk Şentürk: 2025 Yılında Jeotermal Enerji
Jeotermal Elektik Santral Yatırımcıları Derneği Başkanı Ufuk Şentürk 2025 Yılında Jeotermal Enerjiyi Yatırımlar Dergisi okurları için değerlendirdi.
Söz konusu değerlendirmede, 2025’in sonunda gelinen noktada sektörün beklentisinin gerçekçi ve uygulanabilir adımların atılması olarak vurgulandı. Daha sade bir mevzuat yapısı, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve jeotermalin enerji politikaları içindeki stratejik yerinin daha net tanımlanması, sektörün önünü açacak temel unsurlar olarak belirtildiği açıklamada “Jeotermal enerji Türkiye için sadece bir elektrik üretim kaynağı değil. Bölgesel kalkınma, tarım, sanayi, teknoloji geliştirme ve enerji güvenliği açısından çok katmanlı bir değer sunuyor” denildi.
JESDER’in “2025 Yılında Jeotermal Enerji” değerlendirmesinin tamamı şöyle:
“2025 yılı sona ererken jeotermal enerji sektöründe tabloyu tek bir kelimeyle özetlemek zor, ancak sakin bir yıl olduğu konusunda genel bir mutabakat hâkim. Uzun zamandır sektörün büyümesinin önündeki sorunlar başlığında konuşulan konuların yeniden masaya yatırıldığı, güçlü olduğumuz alanların teyit edildiği ve artık hangi başlıklarda yatırımcılarımızın zaman kaybettiği konuların açıkça görüldüğü bir yıl yaşandı. Jeotermal enerji, Türkiye’nin elindeki en stratejik yerli kaynaklardan biri. Kesintisiz üretim kabiliyeti, yüksek kapasite faktörü ve entegre kullanıma uygun yapısıyla aslında enerji dönüşümünün merkezinde konumlanabilecek bir alan. Buna rağmen 2025 boyunca sektörde hâkim olan duygu, jeotermalin diğer yenilenebilir kaynaklara kıyasla bir miktar arka planda kaldığı yönündeydi. Bu hissiyat yalnızca yatırımcı cephesinde değil, sahada çalışan mühendislerden yerel yönetimlere kadar geniş bir çerçevede paylaşıldı.
Türkiye’nin jeotermal potansiyeli yeni keşfedilmiş bir alan değil. Özellikle Batı Anadolu’da, Aydın–Denizli–Manisa hattında yoğunlaşan sahalar, dünya ölçeğinde dikkate değer büyüklükte. Bu nedenle 2025’te yaşanan durgunluğun genel sebebi olarak Jeotermal yatırımların, doğası gereği uzun soluklu ve yüksek maliyet riskli projeler olmasından kaynaklanmaktadır. Sondaj aşamasından santralin işletmeye alınmasına kadar geçen süreçte hem ciddi bir finansman hem de güçlü bir koordinasyon gerekiyor. Bu noktada yatırımcı için en kritik unsur zaman ve güven. Yatırım ortamının öngörülebilir olması, izin süreçlerinin hangi aşamada nasıl işleyeceğinin net biçimde bilinmesi ve kuralların sık değişmemesi gerekiyor. 2025 yılı, tam da bu konularda sektörün sınavdan geçtiği bir yıl oldu.
Yıl boyunca enerji yatırımlarında süreci hızlandırmayı amaçlayan “süper izin” mekanizması sıkça gündeme geldi. Ancak bu modelin jeotermal enerjiyi kapsamaması, sektörde ciddi bir hayal kırıklığına yol açtı. Çünkü jeotermal, izin süreçlerinin en karmaşık olduğu yenilenebilir kaynaklardan biri. Jeotermal yatırımlarda; çevre, maden, orman, tarım, enerji ve yerel yönetimler gibi çok sayıda kurum devreye giriyor. Bu çoklu yapı, sürecin doğal olarak uzamasına neden oluyor. Sektörün beklentisi, bu gerçeklik göz önünde bulundurularak jeotermale özgü bir hızlandırma ve kolaylaştırma yaklaşımının geliştirilmesiydi. 2025’te bunun karşılık bulamaması, doğal olarak “jeotermal yine göz ardı mı ediliyor?” sorusunu gündeme getirdi. Bu nokta önemli, çünkü mesele yalnızca süre kaybı değil. Uzayan süreçler, finansman maliyetlerini artırıyor, yatırım kararlarını öteliyor ve yeni projelerin rafa kalkmasına neden olabiliyor. 2026’ya girerken bu yaklaşımın yeniden değerlendirilmesi sektör açısından kritik önem taşıyor.
İzin süreçlerindeki yavaşlık, TEİAŞ bağlantı sorunları, hibrit santrallerle ilgili kapasite kısıtları, YEKDEM sonrası fiyatlama yapısının jeotermalin ihtiyaçlarına tam olarak cevap verememesi ve çevre mevzuatında yaşanan belirsizlikler… Bunlar 2025’e özgü başlıklar değil. Sektör bu konuları uzun süredir dile getiriyor. Ancak 2025 yılında fark edilen önemli bir nokta var: Bu başlıklar artık sadece “tespit” olarak kalmamalı. Çünkü jeotermalin çok disiplinli yapısı, gecikmelerden en hızlı ve en sert etkilenen sektörlerden biri olmasına neden oluyor. Güneş ya da rüzgâr projelerinde yaşanan bir gecikme, çoğu zaman birkaç ayla sınırlı kalırken; jeotermalde aynı gecikme yıllara yayılan etkiler yaratabiliyor. Bu nedenle 2025, sektör açısından bir tür eşik yılı oldu. Aynı sorunları bir yıl daha konuşmak yerine, uygulanabilir çözümlerin masaya gelmesi gerektiği yönünde daha güçlü bir ortak kanaat oluştu.
Jeotermal enerjinin dünyada en hızlı büyüyen kullanım alanlarından biri konut ve bölgesel ısıtma. Buna rağmen Türkiye, 2025’te bu alanda beklenen sıçramayı yapamadı. Oysa daha düşük sıcaklıktaki kaynaklarla bile ciddi başarılar yakalayan ülkeler varken, Türkiye’nin yüksek entalpili sahalara sahip olmasına rağmen geride kalması düşündürücü. Bu durumun temel nedenlerinden biri, ısıtma yatırımlarının uzun vadeli planlama gerektirmesi. Yerel yönetimlerin değişen öncelikleri, finansman zorlukları ve dağıtım altyapısının eksikliği bu alanda ilerlemeyi yavaşlatıyor. Oysa jeotermal ısıtma; enerji faturalarını düşüren, yerel istihdam yaratan ve çevresel açıdan son derece güçlü bir çözüm. 2025, belki de bu konuda daha cesur adımlar atılması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Isıtmanın yalnızca “ikincil bir kullanım” olarak değil, jeotermalin ana ayaklarından biri olarak ele alınması gerektiği daha net görülüyor.
Çevresel ve sosyal boyut ise, 2025 yılında da sektörün hassas başlıklarından biri olmaya devam etti. Jeotermal yatırımların yer aldığı bölgelerde halkın endişeleri ciddiye alınmalı ancak yatırımcı da yalnız bırakılmamalı. Bu dengeyi kurma sorumluluğu büyük ölçüde kamuya düşüyor.
Vatandaş ile yatırımcının karşı karşıya geldiği bir ortam, hiçbir tarafa fayda sağlamıyor.
Kısaca, 2025’in sonunda gelinen noktada sektörün beklentisi, gerçekçi ve uygulanabilir adımların atılması. Daha sade bir mevzuat yapısı, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve jeotermalin enerji politikaları içindeki stratejik yerinin daha net tanımlanması, sektörün önünü açacak temel unsurlar. Jeotermal enerji Türkiye için sadece bir elektrik üretim kaynağı değil. Bölgesel kalkınma, tarım, sanayi, teknoloji geliştirme ve enerji güvenliği açısından çok katmanlı bir değer sunuyor. Örneğin şu anda 2025 Kasım ayı itibarıyla jeotermalin toplam elektrik üretimindeki payı yaklaşık %3,5 seviyesinde. Kurulu güç içerisindeki payı ise %1,5 civarında. 2026’ya girerken işletmedeki kapasitenin yaklaşık 43 MWe artışla 1.780 MW seviyesine ulaşmış bulunuyor. Konut ısıtmasında 170 bin konut eşdeğeri bir kapasiteye, seracılıkta ise 2.400 MWt’nin üzerine çıkılmış durumda. Bu çerçevede potansiyelin verimli kullanılabilmesi için 2026’nın “konuşulan değil, yapılan” bir yıl olmasını ve bu gücü doğru politikalar ile doğru kararlarla harekete geçirebilmeyi temenni ediyoruz.”
Kaynak : JESDER-Yatırımlardergisi